Dishonored 2 inceleme

Yazan: VG247 Türkiye , Pazartesi, 28 Kasım 2016 17:07 GMT

Bakmalara doyamadım…

Bu yıl AAA cephesinde, sanat tasarımı anlamında gerçekten çok büyük emek gören, içine ne büyük sevgi ve emek akıtıldığını insanın yüzüne bu kadar çarpan iki oyun çıktı; biri Deus Ex: Mankind Divided, ötekisi de şu an incelemesini okuduğunuz Dishonored 2. Gerçekten iki oyunun da, bıkmadan monitöre bakan yorgun gözlerime nasıl bir keyif verdiğini anlatamam sizlere. Çok çok farklı tasarım felsefeleri barındıran iki oyun da o kadar güzel ki… Lakin buraya Dishonored 2’yi konuşmaya geldik. Öyleyse sadede gelelim. Satış raporları kimi aksilikler yüzünden pek çok devam oyununu can evinden vursa da, karşımızda yılın en iyi devam oyunu olabilir. Son yılların yükselen yıldızlarından Arkane Studios, çok başarılı ve tatmin edici bir iş çıkarmış. Oyun selefiyle çok paralel bir çizgi üzerinde hareket etse bile, merak ettiğimiz bazı noktalara o kadar güzel parmak basmış, ilk oyun ve eklentilerinde anlatılan hikâyeyi o kadar güzel bağlamış ki, kesinlikle yılın oyunu olmaya aday.

Süper Baba Corvo ve Çatlak Kızı Emine

Şimdi, senaryoya bir bakalım; ilk Dishonored’ın çıktığı 2012 yılının bende bıraktığı tadı hatırlıyorum. Önceki yıl olan 2011’de o kadar bomba oyun vardı ki, yılın oyunu seçmekte çok zorlanmıştık; Skyrim, The Witcher 2, Deus Ex: Mankind Divided, Batman Arkham City… Tabii durum böyle olunca, 2012’nin 2011’i geçmeyi bırak, yakalaması bile çok zordu. Yakalayamadı da zaten. Dishonored, sessiz sedasız gelmiş, pek çok insanı beklemediği bir şekilde vurarak kimi mecralardan yılın oyunu seçilmişti. Lakin önceki yılın adaylarıyla karşılaştırdığımızda, oyun bence yılın oyunu materyali değildi. Sevmediğimden değil, yanlış anlamayın, ek paketleri ile beraber oyuna harcadığım süre 80-90 saat var ama yılın oyunu dediğimiz meredin, her konuda ağır basması gerektiğini düşünenlerdenim. Dishonored 2’nin hikâyesi hiç de ağır basamıyordu bence. Evet, oyunun içinde barındırdığı çok güzel “acaba?” ipuçları ve uğruna yaratılmış çok detaylı bir dünyası vardı ama içinde anlattığı hikâye, basit bir darbe ve intikam hikâyesinden öteye gidemiyordu. Outsider ve Steampunk dünyası olmasa eminim çoğumuz hatırlamazdık bile.

Parmak basmaya çalıştığım noktaya sonunda geldik işte; Outsider! Void! Oyunun genel dünyasında bunun bir sebebi vardı belki ama Outsider’la daha fazla haşır neşir olmak, kimdir nedir öğrenmek isteyen bu bünye oyunun başından tok bir şekilde kalkamamıştı ne yazık ki. Bu kadar güzel tasarlanmış, bu derece çarpık karakterler ve olaylar barındıran bir dünyada, tabiri caizse “kazanın altından ateşi açan” doğaüstü bir güç olması fikri o kadar cezbediciydi ki, hakkında yeterince bilgi alamamak çok üzmüştü beni. Sonrada gelen Knife of Dunwall ve Brigmore Witches eklentileri ağza bir parmak daha bal çalmıştı belki ama belliydi, kısmet Dishonored 2’yeydi.

20161116220646_1

“Oyun selefiyle çok paralel bir çizgi üzerinde hareket etse bile, merak ettiğimiz bazı noktalara o kadar güzel parmak basmış, ilk oyun ve eklentilerinde anlatılan hikâyeyi o kadar güzel bağlamış ki, yılın oyunu olmaya aday.”

Mutlulukla söylüyorum ki, sonunda Arkane’den istediğimi aldım! Şu kadarını söyleyip bir yandan takdir de etmek gerek ki, eklentilerde işlenip de ilk oyundan biraz ayrıksı duran Daud’un hikâyesini anlatırken Arkane’in bu kadar planlı davrandığını görmek gerçekten güzel. Çünkü başlarda da söylediğim gibi her şey birbirine bağlanıyor. Baş düşmanımız zaten Brigmore Witches eklentisinden tanıdığımız Delilah, oyun başlar başlamaz kendisini gördüğümüz için bunu spoiler linçi korkusu olmadan söyleyebiliyorum.

Oyunun ilkine göre çok daha “odaklı” bir senaryoya sahip olmasının en büyük sorumlusu Delilah. Hatırlarsanız ilk oyunda karşımızda adı sanı belli, karizmatik yada eksantrik bir kötü yoktu. Sadece bize kumpas kuran insanları tek tek öldürüyor yâda makamlarından ederek amacımıza yaklaşıyorduk. Burada da aynı görev yapısı söz konusu olsa da, Karnaca’da avladığımız kişilerin çoğunun Delilah ile bir bağı var ve bu bağ sayesinde Delilah hakkında çok fazla şey öğreniyoruz. Harry Potter kitaplarında Voldemort’un işlendiği gibi ince ince işleniyor Delilah. Düşmanımızı tanıyor, kendince haklı olup olmayacağı çekişmesini içimizde ufak ufak yaşıyoruz. Tabii Delilah da bizim gibi büyü gücüne sahip bir düşman olduğu için onu tanırken Void ve Outsider hakkında da bilgilere kavuşuyoruz. Hikâye güzel kurgulanmış bir şekilde parça parça açılıyor ve eşi benzeri görülmemiş olmasa bile, sunum olarak çok çok başarılı.

Anlatım demişken, artık iki karakterimiz var ve önceki oyunun aksine ikisi de seslendiriliyor artık. Corvo eski Thief oyunlarından Garret olarak tanıdığımız Stephen Russel, Emily ise Diablo 3’te dişi Witch Doctor olarka dinlediğimiz Erica Luttrell. Her iki sanatçı da işini layığıyla yapmış. Ha, sesi soluğu çıkmayan ana karakterleri kendime adıma özellikle birinci kişi kamerasından oynanan oyunlarda ben pek seviyorum. Çok daha sade bir anlatım biçimi, aynı zamanda oynadığınız karakterin rolüne bürünmenize destek oluyor. Lakin bu oyun için bunu eksi olarak sayamayız, çünkü artık iki farklı karakterle oynayabiliyoruz. Dolayısıyla ikisinin birbirinden farklı güç setleri haricinde şeylerle de ayrışması gerek, bu noktada iş seslendirmelere düşüyor. Karakterleri ayrıştıran şeyler demişken, Emily’nin tabancası çok güzel yahu:)

dishonored_2_gamescom_2016-5

Tasarla tasarla bıkmamışlar!

Oyunun hikâyesini anlatmaktan daha bile iyi yaptığı bir şey varsa, o da her anlamda içinde barındırdığı tasarım. Mekân tasarımları, karakter tasarımları? On numara! Bakmaya doyamadığınız ve belli bir tasarım felsefesinin dışına çıkmadığı halde hiç kendini tekrar etmeyen karakterler ve yerler var oyunda. Ha mekânlar güzel dediysek, sadece görsel olarak da değil; bir oyun alanı olarak düşündüğünüzde de, bin bir kestirme, saklanma yeri ve giz barındırıyorlar. Hele hele Clockwork Mansion denilen yer, gerçekten bir tasarım harikası; etraftaki düğmelere basarak, Kirin Jindosh adlı dâhinin yaşadığı ve bizzat tasarladığı bu yerde yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Her düğmenin ardında görsel olarak da çok güzel olan değişim sekansları ve sürprizler bekliyor. Oynanış videolarında gösterdikleri, A Crack ın the Slab adlı bölüm de, aynı mekânın iki farklı zamandaki hali arasında gidip gelmemize tanıdığı imkânla çok ilginç bir tecrübe sunuyor. Kilitli bir kapının şifresini öğrenmek için oynamamız gereken başka bir bölümü, kapıdaki (cidden zor olan) mantık bulmacasını çözerek komple geçebilmemiz oyuna çeşitlilik katan ayrı bir güzellik.

Mekaniklere gelirsek, ilk oyunda aksiyon ve gizlilik için kullandığımız yöntemler arasında kesin bir ayrım vardı. Tepeden düşmanlarımızın üstüne binmek istediğimizde tek yapabildiğimiz onları öldürmekti. Aynı şekilde bir kere dövüşe girdiğimizde, sınırlı sayıdaki uyutucu oklarımızı kullanmak ya da onları öldürmek dışında bir seçeneğimiz olmuyordu. Bu durum, hiç kimseyi öldürmeden oyunu bitirmek isteyen oyuncuları gizlenmeye zorunlu kılıyordu. Bu olayın önüne geçmek için kimi adımlar atılmış. Artık “Drop Assassination” hareketini rakibi bayıltmak için kullanma seçeneğimiz var. Aynı şekilde dövüş sırasında düşmanın saldırısını doğru zamanlamayla blokladığımızda, kontra atak yapıp bıçağımızı kendisine sokmak yerine gardındaki boşluktan yararlanıp onu bayıltabiliyoruz da. Bu yüzden artık kimseyi öldürmeden oyunu bitirmek için bütün oyunu gölgelerde geçirmemiz gerekmiyor.

20161120230213_1

Ortalığı kan gölüne çevirmek de her zamankinden daha zevkli bir hale gelmiş. Artık daha fazla infaz animasyonu var, yerden kayarak yaptığımız vuruşlar ona göre düşmana çelme takıp yere düşürerek hakladığımız animasyonlar tetikliyor. Uçurum kenarındaki düşmanları dövüş içinde otomatik olarak tekmeleyip kendilerinden çabucak kurtulabiliyoruz. Genel anlamda dövüşler mekanik olarak değişmediği halde animasyonlar çeşitlenip kendini daha az tekrarladığı için çok daha doğal ve akıcı dövüşler ortaya çıkıyor. Yalnız oyuncaklarımızda ve onlara yaptığımız değişikliklerde aman aman değişiklikler yok, kadı kızının kusuru o kadarda kalıyor neyse ki.

Güçlerimizde de güzel değişimler, gelişimler var; önceki oyunda Daud’a özel olan, Blink’i nişanladığımızda zamanı durdurma özelliği Corvo’ya da gelmiş mesela. Yine bir Blink’i, düşmanlarımız üzerinde kullandığımızda uçuşumuzu bir tekme ile bitirebiliyoruz. Possession özelliğini zincirleme şansımız var, Dark Vision artık düşmanlarımızın devriye rotalarını da çizebiliyor. Tabii bu özelliklere kavuşmak için ekstra rünler harcamamız gerek. Emily’nin güç seti ise başlı başına ayrı bir dünya; bu noktada yine karakterler arası ayrım çok iyi sağlanmış. Corvo’nun daha sistematik ve isabetli güçleri varken, Emily’nin cadıları anımsatan büyüleri, daha bir dişi ve daha bir çarpık olmuş. Her şeye rağmen ikisinin güçleri de kullanışlılık açısından birbirine denk düzeyde. Biriyle başarmak istediğiniz bir şeyi, genelde diğeriyle de yapabilmenizin farklı bir yolu var. Örneğin bir oda dolusu düşmanı aynı anda devirmek istiyorsanız Corvo ile zamanı durdurup hepsini tek tek bıçaklayabilir yâda vurabilir, ardından topluca yere devrilmelerini izleyebilirsiniz. Emily ile ise, bir düşmanın kaderini ona bağlı olan başkalarının da paylaşmasını sağlayan Domino büyüsünü yapıp tek bir kılıç darbesiyle herkesi tahtalıköye yollayabilirsiniz.

Dishonored-2-scene

“Corvo’nun daha sistematik ve isabetli güçleri varken, Emily’nin cadıları anımsatan büyüleri, daha bir dişi ve daha bir çarpık olmuş. Her şeye rağmen ikisinin güçleri de kullanışlılık açısından birbirine denk düzeyde.”

Bu arada artık kendimiz Bonecharm ve Rune yapabiliyoruz. Ben kendi adıma bu özellikleri pek kullanmadım, çünkü Bonecharm özellikleri çok ufak tefek şeyler olduğundan ya gözle görülür bir etki yaratmıyor, ya da benim oyunumda bir çeşit bug meydana geldi. Çünkü ne kadar test ettiysem de, yaptığım muskalar ile rünlerimi bu crafting becerilerine harcamamı haklı çıkaracak bir avantaj sağlayamadım kendime. Hoş bir özellik olmuş olmasına ama düzgün çalışmıyor sanırım.

Balinalar güzelmiş…

Oyun, tasarımdaki başarısını ölçülebilir görsel kalitesinde de devam ettirebiliyor mu, derseniz, bu sorunun cevabı yıldızlı, havai fişekli bir evet. id Tech’in Rage ve Wolfenstein: The New Order’da kullanılan motoru id Tech 5, Dishonored 2’de hatrı sayılır bir kısmı yeniden kodlanıp Void Engine ismini almış haliyle karşımıza çıkıyor. Önceki oyun Unreal Engine 3 kullanıyordu ve açıkçası, yapımcıların motor değişimiyle eskisiyle aynı hissiyatı yakalayamamaları ihtimali beni korkutmuştu. Korkularım yersizmiş, Void Engine gerçekten işini büyük bir başarıyla yerine getiriyor ve animasyonlardan dokulara, ilk oyunun verdiği tadı daha bile güzelleşmiş bir şekilde alıyoruz. Alan derinliği, kenar yumuşatma, doku kalitesi vesaire çok çok iyi. Oyun görselliğiyle yılın en etkileyici yapımlarından biri. Baştan sona bana sunulan bütün tecrübe boyunca, görsellikte burun kıvırdığım tek bir şey bile olmadı. Ha, id Tech 5’in kullanıldığı önceki oyunlarda da gördüğümüz, dokuların zaman çabuk yüklenememesi sorunu hala devam ediyor ama saydığım oyunlardaki haline kıyasla çok daha azalmış bir halde.

Üst paragrafta dizdiğim övgüler var ya? İşte onların hepsinin ağır bir bedeli var. Tabii oyunu benim gibi PC’de oynadıysanız. Oyunun ilk çıktığı günkü hali gerçekten feciydi. Karnaca’ya geldiğim anda dibe vuran performansı düzeltmek için, canını yediğim PC oyuncuları topluluğunun hemencecik uydurduğu birkaç ufak numara kullanmak gerekti tabii ama son gelen güncellemeyle onları kullanmaya gerek kalmadı. Bütün sorun o ufak ayarlar değil ama oyunda, kare oranları hepimizin lise hayatında bulunan, sürekli ayrılıp barışan çiftlerin aşk hayatlarından daha inişli çıkışlı. Optimizasyon var mı bilemem ama, stabilizasyon yok, orası kesin. Sonuçta oyunu ilk günden alan oyuncuların çoğu, yılın oyunu olmaya aday bu yapımı olması gerektiği gibi tecrübe edemedi. Özellikle de son seviye sistemleri olanlar… Çünkü anladığım kadarıyla oyun Nvidia’nın Pascal serisi ekran kartların gerçekten vermemesi gereken rakamlar vermekteymiş. Benim gariban GTX970’im utana sıkıla çalıştırdı oyunu. Bethesda oyun basınına erken inceleme kodları göndermeme kararının arkasındaki samimiyete inanmamızı engelleyen şeyin, basın açıklamasının akabinde çıkardıkları Dishonored 2 olması oldukça üzücü.

Dishonored 2

(Ufak bir not; ben oyunu 4. Nesil i7 işlemcim ve GTX970 ekran kartım ile, gölge ayarlarını Ultra’dan Very High’a kısıp, HBAO+ ayarını kapayarak ve kenar yumuşatma için TXAA yerine FXAA High kullanarak, doku kalitesi de dâhil geri kalan her şey en tepede, 1080p’de oynayabildim. Kare oranı belli yerler haricinde otuzlara düşmedi. Yirmileri ise hiç görmedim. Şanslıydım yani)

Sonuçta Dishonored 2, serinin hak ettiği kadar kaliteli ve üstüne muazzam emek harcandığı her halinden (PC portu hariç) belli olan bir devam oyunu olmuş. Konsoldaysanız gönül rahatlığıyla alabilirsiniz. PC içinse biraz beklemek isteyebilirsiniz. Bekleyecekseniz de mutlaka ilk oyunu ve eklentilerini bitirin ki, oyundan alacağınız keyfi tepe noktasına çıkarabilesiniz.

Comments